Dünya Sağlık Örgütü, 26 Mart 2026 tarihli değerlendirmesinde 60’tan fazla ülkenin mülteci ve göçmenleri ulusal sağlık politikalarına veya mevzuatına dahil ettiğini bildirdi. DSÖ taraması, ülkelerin bu grupların sağlık hizmetlerine erişimini sistemlerine hangi ölçüde yerleştirdiğini inceledi.
Ulusal düzenlemelerde temel sağlık hizmetlerine erişim, bağışıklama, anne ve çocuk sağlığı, ruh sağlığı, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve acil bakım öne çıktı. Ancak bir grubun politika metninde yer alması, hizmete fiilen eşit ve kesintisiz erişim sağlandığı anlamına gelmiyor.
Mevzuat ile uygulama arasındaki fark
DSÖ; dil ve bilgi eksikliğini, kayıt süreçlerini, maliyetleri, coğrafi uzaklığı, ayrımcılığı ve sağlık sistemlerindeki kapasite sorunlarını başlıca engeller arasında sıraladı. Sağlık çalışanlarının kültürler arası iletişim becerilerinin geliştirilmesi ve gerektiğinde tercüme desteği sunulması, erişim zincirinin önemli adımları olarak gösterildi.
Örgüt, ülkelerin sağlık verilerini göçmenlik statüsüne göre düzenli toplamasını da önerdi. Böyle bir izleme, hizmet kullanımındaki eşitsizlikleri görünür kılabilir ve politika değişikliklerinin sonuçlarının ölçülmesine yardımcı olabilir. Veri yokluğu ise erişim sorununun boyutunu değerlendirmeyi zorlaştırır.
Sağlık hakkı süreklilik gerektiriyor
DSÖ’nün 2023 ülke derlemesi, farklı ülkelerde mülteci ve göçmen sağlığına yönelik olumlu uygulamaları bir araya getirmişti. 2022 küresel raporu ise kırılgan gruplarda sağlık sonuçlarının daha kötü olabildiğini ortaya koymuştu.
Bu nedenle DSÖ, sağlık hakkının acil yardım dönemiyle sınırlanmaması gerektiğini belirtiyor. Koruyucu hizmetler, kronik hastalık takibi ve ruh sağlığı desteği ulusal sistemlerin kalıcı parçaları olarak planlanmalı; mevzuat ile sahadaki hizmet kapasitesi birlikte izlenmeli.